09-16-2007, 10:01 PM
Kitapların en önemli bayan başrol oyuncusu Hermione’nin analizine geldi sıra. Genelde internette Hermione’nin Altın Üçlü’nün dinamiğindeki fonksiyonundan çok, acaba Harry’den mi yoksa Ron’dan mı hoşlandığı konuşulur. Ama bugün biz aşk-meşk konularına hiç değinmeyeceğiz. İşimiz, Hermione’yi parçalara bölüp incelemek.
Pek çok kişinin cevabını merak ettiği bir soru var; o da Hermione’nin neden Ravenclaw değil de Gryffindor’da olduğu. Aslında sorulması gereken soru, Hermione’nin neden Slytherin’de olmadığıdır. Gerçi bu sorunun basit bir cevabı var: Hermione bir bulanık. Ama eğer Hermione bir safkan olsaydı, Seçmen Şapka Ravenclaw ile Gryffindor arasında değil, Slytherin ve Gryffindor arasında bir seçim yapmak zorunda kalırdı.
Gryffindorlar’da olmayan pek çok yetenek, Hermione’de mevcut. Ancak üstün akademik zekanın bunlardan birisi mi, o kadar emin değilim. Benim gördüğüm, Hermione üstün zekalı olduğu için değil, çok çalışkan olduğu için başarılı olduğudur. Çünkü son derece zeki olarak tanımlanan James ve Sirius gibi bir animagus değil, ya da Çapulcu Haritası gibi dahiyane bir buluşu da yok henüz. Ya da Harry gibi daha üçüncü sınıfta Patronus Büyüsü yapma gibi üstün yeteneğini kanıtlayacak marifetlerine de rastlamadık henüz. Ayrıca 12 SBD almayı becermiş Percy’nin bir Zaman Döndürücü kullandığını da sanmıyorum.
Hermione ile ilgili diğer bir genel yanlış anlama ise O’nun anti-sosyal olduğu. Aslına bakarsanız, Hermione, Ron ve Harry’den çok daha sosyal. Dikkat ederseniz, Dumbledore’un Ordusu’nun elemanlarının çoğunu bir araya getiren ta kendisi. Sanıyorum, kütüphanede Harry ve Ron’dan ayrı geçirdiği saatlere borçlu bu sosyal çevreyi. Takım oyununu seven, ve bu yüzden de kütüphanede toplu çalışmayı tercih eden Hufflepufflar ve doğuştan araştırmacı Ravenclawlar’ın, üstün notları nedeniyle yakınlaşmak isteyeceği biri olması son derece mümkün Herimone’nin.
Ama Hermione’nin en önemli özelliklerinden birisi, insan karakterini ve davranışlarını iyi tahlil edebilmesi. Cho’nun davranış sebeplerini analizinden tutun, Harry’nin 5. kitabın başında başını belaya sokacağını tahmin etmesine kadar pek çok durumu doğru analiz edebiliyor. Üçüncü kitapta Harry’ye hediye edilen Ateşoku’nun Sirius’tan geldiğini anlayan, dördüncü kitapta Ron’un Harry’yle arasının bozulmasının sebeplerini tahlil eden, beşinci kitapta Voldemort’un Harry’ye tuzak kurduğunu farkeden hep Hermione.
Ayrıca Hermione’nin ikinci önemli özelliği ise insanları çok kolay kandırabilmesi, manipüle edebilmesi. Ve bu bir Slytherin özelliği. Umbridge’i ustaca, tek başına At Adamlara teslim edebilmesi, henüz Draco ve arkadaşlarının gösteremediği bir sinsilik. Ayrıca Rita olayını idare edişi de Hermione’nin hiç hafife alınmayacak bir büyücü olduğunu kanıtlıyor. Tehdit, şantaj, gerektiğinde zalim olabilme, bütün Slytherin özellikleri var Hermione’de.
Peki o zaman Hermione’yi neden bu kadar çok seviyorum? Çünkü Hermione, yapması gerekeni yapmaktan hiçbir zaman kaçınmıyor. Kurallara olan saygısı bile yasaklanmış iksirler karıştırmasına engel değil. Ya da durum gerektirdiğinde, kimilerinin cinayete teşebbüs olarak tanımlayabileceği Umbridge’yi At Adamlar’a teslim etme planını, sonuçları ne olursa olsun uygulamaya koyuyor, çünkü biliyor ki başka seçeneği yok.
Ama bundan da öte, Harry ve Ron’un arkadaşlığını sonsuza kadar kaybedebilme ihtimaline aldırmadan, Hogwarts’taki üçüncü yıllarında Harry’ye bir Ateşoku geldiğini ve bunun Sirius Black’in yollamış olabileceğini McGonagall’a söylemekten kaçınmıyor, ki bu Ron’un hiçbir zaman gösteremeyeceği türden bir cesaret. İşte Hermione’nin Gryffindorluluğu da burada! O, hiç kimsenin cesaret edemeyeceği türden, kendine sosyal olarak zarar verebilecek durumları bile dikkate almadan, yapılması gerekeni yapma cesaretine ve kararlılığına sahip. Bu kararlılığın bedeli, Umbridge’in hayatı ya da Harry ile Ron’un arkadaşlığı olabilirdi, ve buna rağmen caymıyor Hermione. Bu yüzden, adım adım Sihir Dünyası’nın liderliğine doğru yürüyen Harry’nin her zaman yanında görmek isteyeceği türden bir müttefik Hermione; doğruları söylemekten kaçınmayan, ve yapılması gerekeni yapan.
Hermione ile ilgili ilgimi çeken son bir nokta ise O’nun ailesiyle olan ilişkileri. Hatırlarsanız, dördüncü kitapta Hermione Harry’den bir hafta önce Kovuk’a ulaşmıştı. Ve Harry’nin de doğum gününden bir hafta sonra Kovuk’a ulaştığını düşünürsek, Hermione’nin 1 Ağustos gibi Kovuk’a ulaşmış olması gerekir. Yeni yıl tatilini de Hogwarts’ta geçirdikten sonra sadece bir haftalığına eve dönen Hermione, daha sonra önce Grimmauld’taki eve, daha sonra da beşinci sınıf için Hogwarts’a yerleştiğini düşünürsek, Azkaban Tutsağı’nın başından Anka Yoldaşlığı’nın sonuna kadar geçen üç yıl içerisinde sadece bir-bir buçuk ay kadar ailesiyle beraber olduğunu anlarız.
Belki de, Sırlar Odası’nda hastanede iki ay geçirdikten sonra ailesi onu Hogwarts’tan almak istemiş ve bu nedenle büyük bir kavga yaşamış olabilirler. Bu doğru olabilir ya da olmayabilir, ama kesin olan bir gerçek var: Hermione’nin ailesi, kızlarının hayatında çok küçük bir yer tutuyor.
BU YAZILARDAN VAKİT BULDUKÇA KOYACAMM
Pek çok kişinin cevabını merak ettiği bir soru var; o da Hermione’nin neden Ravenclaw değil de Gryffindor’da olduğu. Aslında sorulması gereken soru, Hermione’nin neden Slytherin’de olmadığıdır. Gerçi bu sorunun basit bir cevabı var: Hermione bir bulanık. Ama eğer Hermione bir safkan olsaydı, Seçmen Şapka Ravenclaw ile Gryffindor arasında değil, Slytherin ve Gryffindor arasında bir seçim yapmak zorunda kalırdı.
Gryffindorlar’da olmayan pek çok yetenek, Hermione’de mevcut. Ancak üstün akademik zekanın bunlardan birisi mi, o kadar emin değilim. Benim gördüğüm, Hermione üstün zekalı olduğu için değil, çok çalışkan olduğu için başarılı olduğudur. Çünkü son derece zeki olarak tanımlanan James ve Sirius gibi bir animagus değil, ya da Çapulcu Haritası gibi dahiyane bir buluşu da yok henüz. Ya da Harry gibi daha üçüncü sınıfta Patronus Büyüsü yapma gibi üstün yeteneğini kanıtlayacak marifetlerine de rastlamadık henüz. Ayrıca 12 SBD almayı becermiş Percy’nin bir Zaman Döndürücü kullandığını da sanmıyorum.
Hermione ile ilgili diğer bir genel yanlış anlama ise O’nun anti-sosyal olduğu. Aslına bakarsanız, Hermione, Ron ve Harry’den çok daha sosyal. Dikkat ederseniz, Dumbledore’un Ordusu’nun elemanlarının çoğunu bir araya getiren ta kendisi. Sanıyorum, kütüphanede Harry ve Ron’dan ayrı geçirdiği saatlere borçlu bu sosyal çevreyi. Takım oyununu seven, ve bu yüzden de kütüphanede toplu çalışmayı tercih eden Hufflepufflar ve doğuştan araştırmacı Ravenclawlar’ın, üstün notları nedeniyle yakınlaşmak isteyeceği biri olması son derece mümkün Herimone’nin.
Ama Hermione’nin en önemli özelliklerinden birisi, insan karakterini ve davranışlarını iyi tahlil edebilmesi. Cho’nun davranış sebeplerini analizinden tutun, Harry’nin 5. kitabın başında başını belaya sokacağını tahmin etmesine kadar pek çok durumu doğru analiz edebiliyor. Üçüncü kitapta Harry’ye hediye edilen Ateşoku’nun Sirius’tan geldiğini anlayan, dördüncü kitapta Ron’un Harry’yle arasının bozulmasının sebeplerini tahlil eden, beşinci kitapta Voldemort’un Harry’ye tuzak kurduğunu farkeden hep Hermione.
Ayrıca Hermione’nin ikinci önemli özelliği ise insanları çok kolay kandırabilmesi, manipüle edebilmesi. Ve bu bir Slytherin özelliği. Umbridge’i ustaca, tek başına At Adamlara teslim edebilmesi, henüz Draco ve arkadaşlarının gösteremediği bir sinsilik. Ayrıca Rita olayını idare edişi de Hermione’nin hiç hafife alınmayacak bir büyücü olduğunu kanıtlıyor. Tehdit, şantaj, gerektiğinde zalim olabilme, bütün Slytherin özellikleri var Hermione’de.
Peki o zaman Hermione’yi neden bu kadar çok seviyorum? Çünkü Hermione, yapması gerekeni yapmaktan hiçbir zaman kaçınmıyor. Kurallara olan saygısı bile yasaklanmış iksirler karıştırmasına engel değil. Ya da durum gerektirdiğinde, kimilerinin cinayete teşebbüs olarak tanımlayabileceği Umbridge’yi At Adamlar’a teslim etme planını, sonuçları ne olursa olsun uygulamaya koyuyor, çünkü biliyor ki başka seçeneği yok.
Ama bundan da öte, Harry ve Ron’un arkadaşlığını sonsuza kadar kaybedebilme ihtimaline aldırmadan, Hogwarts’taki üçüncü yıllarında Harry’ye bir Ateşoku geldiğini ve bunun Sirius Black’in yollamış olabileceğini McGonagall’a söylemekten kaçınmıyor, ki bu Ron’un hiçbir zaman gösteremeyeceği türden bir cesaret. İşte Hermione’nin Gryffindorluluğu da burada! O, hiç kimsenin cesaret edemeyeceği türden, kendine sosyal olarak zarar verebilecek durumları bile dikkate almadan, yapılması gerekeni yapma cesaretine ve kararlılığına sahip. Bu kararlılığın bedeli, Umbridge’in hayatı ya da Harry ile Ron’un arkadaşlığı olabilirdi, ve buna rağmen caymıyor Hermione. Bu yüzden, adım adım Sihir Dünyası’nın liderliğine doğru yürüyen Harry’nin her zaman yanında görmek isteyeceği türden bir müttefik Hermione; doğruları söylemekten kaçınmayan, ve yapılması gerekeni yapan.
Hermione ile ilgili ilgimi çeken son bir nokta ise O’nun ailesiyle olan ilişkileri. Hatırlarsanız, dördüncü kitapta Hermione Harry’den bir hafta önce Kovuk’a ulaşmıştı. Ve Harry’nin de doğum gününden bir hafta sonra Kovuk’a ulaştığını düşünürsek, Hermione’nin 1 Ağustos gibi Kovuk’a ulaşmış olması gerekir. Yeni yıl tatilini de Hogwarts’ta geçirdikten sonra sadece bir haftalığına eve dönen Hermione, daha sonra önce Grimmauld’taki eve, daha sonra da beşinci sınıf için Hogwarts’a yerleştiğini düşünürsek, Azkaban Tutsağı’nın başından Anka Yoldaşlığı’nın sonuna kadar geçen üç yıl içerisinde sadece bir-bir buçuk ay kadar ailesiyle beraber olduğunu anlarız.
Belki de, Sırlar Odası’nda hastanede iki ay geçirdikten sonra ailesi onu Hogwarts’tan almak istemiş ve bu nedenle büyük bir kavga yaşamış olabilirler. Bu doğru olabilir ya da olmayabilir, ama kesin olan bir gerçek var: Hermione’nin ailesi, kızlarının hayatında çok küçük bir yer tutuyor.
BU YAZILARDAN VAKİT BULDUKÇA KOYACAMM


